19 Mart 2013 Salı

LUT Dersler

Merhaba.
Ne zamandır yazmıyorum, biliyorum. Yazacak bir şey yok şu sıralar. Havalar tam ısınıyor dedik, yine kar geldi. Gezemiyoruz, hiç bir şey yapamıyoruz doğru dürüst dışarıda.
Bu arada benim buraya 2 numaralı geliş amacım olan dersler başladı. Dersler başlamadan önce danışmanımız olan Andrej Smolarz'a Türkiye'de seçtiğim derslerin olduğu Learning Agreement'ı imzalattım. Bazı arkadaşlara sorun çıkardı o yüzden ona sinir olanlar var. Aslında iyi birisi ama bazen bir dediği ötekini tutmuyor. Computer Architecture dersine o giriyor. Geçen hafta başladı o ders ve daha uyku getirici olamazdı.
Buradaki hocaların hemen hemen hepsi sınav yapmıyor, proje ödevi + sunumla dönem sonu notunu veriyorlar.
Benim olduğum fakültenin adı Electrical Engineering and Computer Science. İstanbul'dayken o fakülteden 4 ders almıştım. Sırasıyla bahsedeyim hepsinden.
Yukarıda bahsettim birinden, Computer Architecture. Sözel ders. Hocanın ingilizcesi biraz tuhaf ve ses tonu değişmeden anlattığı için uykumuzu getirdi. Ders mayıs sonu-haziran başı gibi bitecekmiş. Buradaki bütün dersler mayıs sonunda bitecek.
Computer Networks isimli derse çok sempatik bir hoca giriyor. O da bu haftadan sonra ders yapmayacak, proje ve sunum konularını verdi, 20 Mayısta teslim edeceğiz. Sunumu kolay da projesi biraz zorlayacak gibi geldi ama paskalya tatilinde gezmeyip projeler üstünde çalışacağım bende.
Databases diye bir ders var, hocası hakkında aldığımız duyumlara göre dersine girenleri tanıması çok önemliymiş sonra dönem sonunda "sen benim öğrencim değilsin" diyebiliyormuş. İlk hafta bunu doğrulayan bir şey yaptı. Yoklama aldı. Çoğu hoca burada yoklamaya önem vermiyor aslında. O da proje verdi, projeyi her hafta okulda adım adım yapacakmışız.
Nasıl olacağını en çok merak etmiş olduğum derslerden biri de Object Oriented Programming. Orta yaşlarda sevimli bir bayan hoca giriyor dersimize. İlk dönem almasaydım bu dersi "onu oraya niye yazdı, ne işe yarıyor" gibi kafamda deli sorular olabilirdi. Bu dersten de proje yapacağız. Konusu hakkında bir fikrim yok sanırım biz belirleyeceğiz.
Bizim fakülteden 4 ders alıyorum demiştim. Fakültede bilgisayarla ilgili bu aldıklarım dışında ders yok. Sevgili okulum haklı olarak son dönemim olduğu için 30 krediyi tamamlamamı istedi o yüzden 3 tane dersi de Faculty of Management'dan alıyorum. İstanbul'da olsaydım alacağım alan dışı seçmeli dersler gibi bir şey aslında.
Dersleri sıralamak gerekirse; içlerinden en sevdiğim Computer Science in Management. Derste ofis programlarıyla yani şimdilik Excel'de bir şeyler yapıyoruz. Ders iki grup halinde işleniyor. İlk grup kalabalık. Ben ikinci gruptayım, derste 5 kişiyiz, hoca hepimizle teker teker ilgileniyor. Çok ilgili, yardımcı olmayı seviyor ve kültürümüze meraklı. İlerleyen haftalarda bizden kendimizi ve ülkemizi tanıtan bir sunum istedi.
Bu fakülteden aldığım bir başka ders de Quality Management. Sınıf arkadaşlarımın anlayacağı üzere bildiğin Toplam Kalite Yönetimi. İlk derste hoca bir kağıt dağıtmış herkes okuyup arkasındaki soruları cevaplamaya çalışıyordu. (Biz derse biraz geç gittik 15 dk kadar sınıfı aramıştık...) Ders sonunda hoca cevapları topladı. Sıkıcıydı.
Son ders ise Ethics diye bir ders ama hocasını bulamıyoruz resmen. Mail atmış kaç kişi dönmemiş falan. Anlayamadık bu ders napacağız.
Derslerin durumu böyle. Ufaktan projelere başlamak lazım aslında ama işte öğrenci her yerde öğrencidir ve işini son güne bırakır:)


9 Mart 2013 Cumartesi

LUT Yurtlar

Hello again.
Buraya gelmeden önce en çok merak ettiğim konulardan biriydi. Yurtlar nasıl, ortam nasıl vs. Şimdi ben hepsini yaşayıp gördüğüme göre benden sonra geleceklerde bilsin istiyorum.
Yurtlar karma. Odalar değil neyse ki. Bu önceleri sıkıntı olmuştu kendimizi rahat hissedemiyorduk, hala rahat değiliz gerçi ama alıştığımız için ilk günden daha normal geliyor bize.
Hadi yurtları karma yapıyorsunuz, wc ve duşları kız-erkek diye ayıralarmış dedik ama Avrupa'nın öğrenci yurtlarında durum böyleymiş.
Odalar 3 kişilik. Herkese yetecek kadar dolap ve çalışma masası var. Odanın giriş kısmının bir tarafında lavabo ve dolaplar (buzdolabı da oluyor çoğu odada biz şanslılardanız) diğer tarafında da giysi dolabı var.
Daha önce bahsettiğim gibi wi-fi yok o yüzden router aldık. Eğer tek bilgisayar kullanılacaksa MAC adresi değiştirip kullanılabiliyor. Her yurdun bi IT'cisi var ona gidip alıyorsunuz.
Odalarda ocak yok, mutfak ortak. Bir şey pişirmek isteyen tenceresini tavasını alıp oraya gidiyor.
Çamaşır odaları var her katta. Her kattaki odanın 2 anahtarı var, biri odalardan birinde duruyor diğeri de girişte resepsiyonda duruyor. Ütü ve elektrik süpürgesini de girişten alabiliyoruz.
Isınma sorunumuz yok kaloriferler her zaman yanıyor.
Yurtların kampüsün içinde olması da ulaşım sorununu ortadan kaldırıyor.
Yurtlar yaşanmayacak kadar kötü değil ama çok iyi de değil. Burada özel yurtlarda var ama aylığı 650 zloty. Burada biz 4,5 aylık ücret olarak 1800 yatırdık. Özel yurtlara göre çok iyi ama rahatınıza düşkünseniz ve bütçeniz de varsa özel yurt tercih edilebilir. Bence sosyalleşme açısından okulun yurdu daha iyi. Çoğu Erasmus öğrencisiyle yurtta tanıştım.
Yurtların durumu böyle. Çok şey bekleyerek gelmeyin tabikide ama burada en ucuz konaklama okulun yurdu.
Lublin'den sevgiler, görüşmek üzere:)

3 Mart 2013 Pazar

Varşova Gezisi

Herkese merhabalar.
Dün Varşova'ya gittik. Polskibus ile sabah 05:00'de çıktık buradan. Yolculuk yaklaşık 3 saat sürdü 8'e doğru Varşova'da indik. İndiğimiz yerden metroya bindik şehir merkezine gitmek için. Buranın metrosu yerin 7 kat dibinde değil. Bir kat aşağı indik ve telefon, internet falan çekiyor. Bizim bindiğimiz Wilanowska istasyonuydu, oradan şehir merkezine gitmek için Miociny yönüne giden metroya binp Centrum durağında inmek gerekiyor.
Şehir merkezinde indik bizi direk The Palace of Culture and Science karşıladı. Aşağıda objektifimden bir kare görüyorsunuz:)

İlk olarak sabahın 8'inde gittiğimiz için kahvaltı yapmak istedik. Starbucks gördük ve en azından bildiğimiz bir yerde kahvaltı edelim dedik. Starbucks'da kahvaltımızı yaptıktan sonra dolaşmaya başladık. Önce fotoğrafta gördüğünüz yere gittik. 30. katta seyir terasına çıktık. Öğrenciye 10zl ücreti var. Asansörü çok hızlıydı ve 20 saniyeden az bir sürede 30. kattaydık ama ani çıkış hafif bir uçak etkisi yaratıyor kulaklarda.
Terastan şehir çok güzel gözüküyordu. Her açıdan baktık şehre. 



Bu fotoğraflarda şehirin yukarıdan görünümleri. Teras gezisinden sonra Old Town'a gidelim dedik. Otobüse bindik ve Nowy Swiat durağında indik. Old Town'u baştan sonra pek gezemedik. Aslında hava güneşliydi ama yine de soğuk olduğundan ortasında geri döndük. 
Varşova'ya gelmişken şu meşhur Türk restorantı Maho'ya gidelim dedik. Onun içinde tramway'a binip Hynka durağında indik. 7 ve 9 no'lu tramway'lar geçiyor. Centrum'a uzak biraz 15 durak falan var. Maho'ya gidip karnımızı bir güzel Türk et yemekleriyle doldurduktan sonra Centrum'a geri döndük. 
Centrum'a deli gibi geri dönmek istiyordum çünkü Hard Rock Cafe oradaydı. İçinde oturamadım maalesef  bazı sebeplerden ötürü (Bilalciğim gelseydi iyiydi de onunla da gideceğiz kısmetse:)) ama Rock Shop kısmını dolaştım. T-shirtler, sweatshirtler, penalar, anahtarlıklar vs. bir sürü şey vardı. Kendime tatlı bir t-shirt aldım. Dönmeden tekrar uğramayı düşünüyorum hediyelikler için. 



Özellikle gece çooookkkkkk güzel görünüyor:)
Fotoğraftan anlaşılacağı üzere Hard Rock Cafe orada Zlote Terasy isimli değişik mimarili bir AVM'nin altında. Değişik mimariden kastım aşağıdaki dalga şeklindeki dış yapı.

AVM'nin içi de büyük ve güzel. Çoğu mağaza mevcut. Beni ilgilendirenler Zara ve saz arkadaşları bir de MAC'di. Teknolojik olarak ilgilendirenlerde iSpot isimli Apple Store ve Saturn. Özellikle benden iPhone 5 isteyen arkadaşlarıma sesleniyorum. Aynı fiyat. Tamamen aynı değil tabi, 100-150 TL farkediyor. 100TL'yi de ülkeye giriş yaptığımda IMEI kaydı için zaten vereceksiniz o yüzden hiç bir farkı olmayacak.
Zlote Terasy'de 4-5 saat durduk çünkü çok yorgunduk ve otobüsümüz 21:25'de kalkıyordu.
Giderken yine metroyla Centrum'dan Wilanowska'ya döndük oradan da Polskibus'a bindik Lublin'e geri dönmek için. 
Lublin'den sonra Varşova çok renkli geldi. Gezip görülmesi gereken şehirlerden biri bence. Havalar azıcık düzelsin Krakow'a da gitmek istiyoruz. Darısı gezme hayali olan herkesin başına. Yazımı burada bitiriyorum, herkese sevgiler:)

1 Mart 2013 Cuma


Herkese yeniden merhaba. 
Buraya geleli yaklaşık 15 gün oldu. Şimdilik günlerimiz güzel geçiyor. Hava soğuk. 1 haftadır kar yağdığını görmedik ama yerdeki kar gitmedi. Mart ayında kar gidiyormuş burada.
Hava durumundan sonra gelelim neler yaptığımıza. Oryantasyon haftası içinde yazı yazmıştım ama tek tek neler yaptığımızı özet geçecek olursak:
Pazartesi günü tanışma toplantısı ardından şehir gezisi vardı.
Salı günü buz patenine götürüyorlardı ama biz gitmedik.
Çarşamba günü daha doğrusu akşamı bar gezisi vardı, ona da gitmedik. Çoğu barlar birbirinin aynısı. Tek merak ettiğim Rock barlar ve Irish olanlar. Onları da kendimiz keşfedeceğiz.
Perşembe günü City Game diye bir oyun vardı. Polonya kültürü ile alakalı bir oyundu. Evet ona da gitmedik. Akşam okulun içindeki kareoke barda parti vardı ama doğru düzgün kimse gelmedi bizde buranın en güzel gece kulüplerinden biri olan Shine’a gittik. Ayrıca o gün Magda bizi oturma izni almaya götürdü. 3 aydan fazla kalabilmek için gerekiyormuş. Haftaya tekrar gideceğiz bize bir numara verecekler, onu aldıktan sonra pasaportu her dakika yanımızda taşımamıza gerek kalmayacak. 
Cuma günü Go-Kart vardı. Buna gidecektik ama buluşmaya geç kaldık o yüzden gidemedik.
Cumartesi günü ise Fantasy Park’ta Welcome Erasmus Party vardı oldukça güzel geçti.
Pazar günü Cumartesi gecesinin yorgunluğunu attık sanırım 13:00’e kadar uyuduk.
Bu hafta da öğrenci kartı çıkartma, hocalarla konuşup dersleri ayarlama gibi sıkıcı işlerle geçti.
Dersler hala başlamadı adam akıllı. Haftaya başlayacakmış.
Bugün (yani dün) Magda bizi Underground Route adı altında tarihi bir geziye götürdü. Yer altında modeller ve rehber aracılığıyla Lublin’in tarihi hakkında bilgi aldık. Güzel geçti. Geziden sonra Magda bizi pizza yemeye götürdü. Tavuklu, mantarlı değişik bir pizza aldık, oldukça büyüktü.
Bunların dışında yine internetin, Facebook’un, Twitter’ın başındayım. Alıştın mı sorusunu çok alıyorum cevabını vereyim; alıştım. Şu soğuk havaya bile alıştıysam düşünün gerisini. Aslında yazacak pek bir şey yoktu son günlerde ama yine de yazmak istedim.  
Lublin’den sevgilerle, görüşmek üzere:)

21 Şubat 2013 Perşembe

Polonya'dan İzlenimler

Merhaba.
Burası Türkiye'den çok farklı tabiki de. Böyle maddeler halinde sıralamak gerekirse;
AVM girişlerinde güvenlik yok. İlk gireceğimizde elimde omzumdan çıkardığım çanta ile güvenlik aradım ama yok.
Yol bomboş olsa bile yayaların kırmızı ışıkta geçmesi yasak. Geçince hemen yakalıyor polisler. İnsanların çoğu (sarhoş olmadıkları sürece) kurallara uyuyor.
İnsanlar birbirine çok saygılı, trafikte doğru dürüst korna sesi duymadım bile. Sakin ve sessiz.
Yaya geçidinden geçerken arabalar yavaşlayıp duruyorlar. Özellikle İstanbul'dan gelenler olarak bunu çok tuhaf karşılıyoruz. Bilal diyor, alışırsak İstanbul'a döndüğümüzde hepimiz ölüyüz diye.
Marketlerde poşet almak ücretli. Her zaman Magda arabayla götürüremiyor bizi o yüzden yanımıza poşet alıp çıkıyoruz alışverişe.
Sokak köpeği, kedisi burada yok gibi bir şey. Hiç başı boş köpek görmedim. Dün de ilk defa kedi gördüm. Güvercini çok ama.
Otobüsleri ve troleybüsleri var. Burada akbil tarzı bir şey yok. Bilet alıp kullanıyorsunuz. 3 aylık kart tarzı bir şey varmış ama otobüs sürekli kullandığımız bir şey değil. Hava güzel olduğu sürece yürüyoruz, her yer birbirine yakın.
Bira çok ucuz. İnsanlar sürekli bira içiyor. Barlar, gece kulüpleri dolu var. Hepsini keşfe çıkamadık. Okulun içinde Kazik diye bir yer var, kareoke yapılan bir bar. Bugün orada ESN Card party var.
Sports bar adı verilen barlarda maç izlemek ücretsiz ama özel oda kiralarsan 5 zloty ücreti var. Dün gittiğimiz Tifosi adı verilen barda GS - Schalke maçı için oda kiralamışlardı.
Kebab adı altında bir sürü dönerci var. Sırf bizim cadde de 3 tane var. Bir tanesini denedik (tavuk döneri) tadı pek tavuk gibi gelmedi, hindi gibiydi sanki.
Burada daha önce dediğim gibi her yer birbirine yakın. Hava soğuk olmasa gezmek daha kolay gelecek ama soğukta çok çıkamıyoruz.
Halkın çoğu İngilizce bilmiyor. Yurtta resepsiyondaki kadın İngilizce bilmiyor ya çok tuhaf. Neyse ki mentorlarımız var. Magda çok güzel İngilizce konuşuyor, arada Türkçe kelimelerde söylüyor bayılıyoruz:)
Öğrenci kartlarımızı alınca Varşova'ya gitmek istiyorum, bizimkiler de gelir heralde. Hard Rock Cafe, warszawa centralna tren istasyonunun yanındaydı. Geldiğimiz gün gördüm. Bir an önce gitmek istiyorum. T-shirt alacağım.
Yukarıda adı geçen ESN Card (Erasmus Student Network) bazı partilere ücretsiz girmemizi, bazı cafelerde indirim almamızı sağlıyor. Bazı havaalanlarında ve otellerde de indirim sağlıyormuş ve Avrupa'nın çoğu yerinde geçiyor.
Aslında bir çok şey daha vardır da şimdilik aklıma bunlar geldi. İzlemede kalın. Sevgilerle...

19 Şubat 2013 Salı

Lublin'de İlk Günler

Herkese Merhaba.
Buraya geleli 3 gün oldu. Bu hafta normalde dersler başlıyor ama ilk hafta oryantasyon haftası. Dün sabah bir tanışma toplantısı vardı. Mentorlar'ın çoğu oradaydı. Onlar buradaki en büyük yardımcılarımız. Okulu tanıttılar, ders seçimi vs. işlerini anlattılar. Mentor'lar partiler, geziler, yarışmalar, spor müsabakaları hakkında bilgi verdiler. Benim mentorum Magda, gezi düzenliyor, paraları partilerde bitirmeyin gezilere gelin dedi. Benden sorumlu olduğu için bütün gezilerinde beni görmek istediğini belirtti.
Buraya gelişimizin ertesi günü 17'sinde, Magda bizi arabayla kocaman bir süpermarkete götürdü. Bizim oralardaki Carrefour, Real, Kipa gibi bir şey. Oradan yurt için gerekli çoğu şeyi aldık. İnternet için router gerekti, Media Markt'a gittik onun için. Yurtta odada interneti odada birden fazla kişi kullanacaksa, router almak gerekiyor. Eğer tek kişi kullanacaksa sadece mac adresinin değişmesi gerekiyor. Bizde wireless router aldık internet keyfini sürüyoruz. Günlük 3GB limit var ama günlük şöyle; son 24 saat içindeki duruma bakıyorlar.
Toplantıdan sonra saat 2'de şehir gezisi vardı. Yürüyerek dolaştık ve donduk! En sonunda "we are cold" falan dedikte dönelim dediler. Dönerken buranın avm'lerinden biri olan Lublin Plaza'ya girdik. İlk işim giyim mağazalarına bakmak oldu. Fiyatlar öyle düşük falan değil zloty olarak düşününce. H&M pahalı geldi özellikle. Sonra Rossmann'a girdim. Buranın Gratis'i gibi bir şey ama çok daha büyük. Kozmetik ürünlerinin fiyatları uçuk değildi. Hatta ucuz bile.
Akşam okulun içindeki kulüpte kareoke partisi vardı. Gittik ama sarmadı pek hep lehçe şarkılar çalıyorlardı. Sıkıldık, kalktık. Biz gittikten sonra Tarkan açmışlar grupta fotoğrafları gördük.
Bugünde buz patenine gidecekler ama biz 4'ümüzde gitmek istemedik. Hem Magda gelecek bugün, ders seçimi işlerini halletmemize yardımcı olacak.
Lublin küçük ama güzel bir şehir. Trafik kurallarına uyuyor burada insanlar. Yaya geçidinden geçmeye kalkıyoruz, arabalar yol veriyor. İstanbul'dan gelen biri olarak çok tuhafıma gitti. Kırmızı ışıkta yayaların geçmesi yasak yol boş olsa bile, geçerseniz cezası var.  Sürücülerde geçmiyor kırmızı ışıkta. Tuhaf geliyor. Otobüsleri kullanıyor insanlar şehir içi ulaşım için. Sık sık geçiyor otobüsler.
İnsanlar burada maden suyu içiyor. Tadına alışmış sayılmayız hala. Maden suyu dediysem bizimkiler gibi gazlı olandan değil. Onlarda var tabi burada.
Yurdun yakınında Carrefour Express var oradan alışveriş falan yapıyoruz ama daha ucuz marketler varmış. Soğuktan keşfe çıkamadık pek.
Burası Mayıs'a kadar soğuk geçecek en azından Mart'tan sonrası serin geçecek. Mayıs'ta burası çok güzel oluyormuş.
Bugünlük bu kadar yazacağım. Sevgilerle, görüşmek üzere:)

18 Şubat 2013 Pazartesi

Lublin'den Merhabalar

Greetings from Poland!
İstanbul'dan Polonya'ya dün IST'den 17:25 uçağı ile gelmiş bulunmaktayız. Varşova saatiyle 19:00 civarında indik. Burada kar var ama nemin düşük olması sebebiyle çok dondurmuyor. Bir de rüzgar yok. 
Havaalanında hüzün ve heyecanla karışık bir halde pasaport sırasına girdik ve işimizi hallettikten sonra Gate'imizin olduğu yere geçtik. Bilette yazan gate de bekliyorduk. 17:15 oldu hala kapı açılmadı, orada bir görevli vardı dedim "Bu Varşova uçağı mı?" "HAYIR" demez mi? Bilal'le sırt çantalarımızı alıp koşma anımızı görseniz ağlardınız. Koşa koşa ekranda yazan Gate'e gitmeye çalıştık. Nefes nefese vardık ki kapılar kapanmış. O an ağlaya ağlaya "Nolur o uçağa binmemiz lazım" dedim. Görevliyle konuştular falan "Alalım bari" dediler. 
Uçağa nefes nefese girdik herkes bize bakıyordu. Uçak kalktığında hala nefes nefeseydim.
Yolculuk güzel geçti. Bilal'in hayal ettiği gibi türbülansa girmedik. Uçakta Emine ve Çağrı adında iki kişiyle tanıştık. Onlarında bizim okula geleceklerini öğrendik. Aynı zamanda oda arkadaşlarımızla tanışmışız haberimiz yok tabi o sıra.
19:00 civarında Varşova'ya indik, 19:51'de Lublin'e giden son tren vardı. Pasaport kontrolü, bavullar derken 1 dk ile treni kaçırdık. Tren istasyonunda hat aldım direk Türkiye'yi aradım. Dakikası 2 zloty orayı aramanın. Sonra dedik bari otobüsle gidelim. Tren istasyonunda 2 kişiyle daha tanıştık Lublin'e gelecek. Taksiye atlayıp otobüs terminaline gittik ama ben yanlış otobüs terminaline gittiğimizi düşünüyorum. Lublin'e otobüs yok dediler. Şöyle söyleyeyim adam bizi Kamil Koç'a götürmesi gerekirken, İETT Kadıköy rıhtım duraklarına götürdü gibi bir şey. 
Soğukta bavullarla 6 kişi kaldık resmen. Otobüs terminalinde şifresiz wifi buldum mentorum Magda'ya yazdım whatsapp'dan. "Madem öyle bu gece otelde kalın yarın gelirsiniz" dedi. Otelde bir gece kalmak 160 zl'ydi bizde o parayı taksiye verip direk Lublin'e gitmeye karar verdik. 3'er 3'er taksilere dağıldık, taksicilerle sıkı bir pazarlık sonucu adam başı 200 zl'den 150'ye indirdik fiyatı (bizim TL'ye çevirince 75 TL gibi bir şey ediyor) 
Dilini bilmediğiniz bir şehirde, bilmediğiniz bir yere gitmek gerçekten çok zor. Yalnız olmadığım için şükrediyorum. O taksicilerin bizi hiç bilmediğimiz bir yere götürme ihtimali de vardı. Halkın çoğu İngilizce bilmiyor. Kendi aralarında ne konuşuyor anlayamıyorsunuz. Gençlerden bilen bulma ihtimaliniz yüksek ama orta yaştakiler bilmiyor. 
Allah'a şükürler olsun ki sağ salim geldik. Bilal'de "Herkese selam, Allah'a emanet olun" diyor. Bende yazımı burada sonlandırıyorum. Odamıza internet bağlattık şuan çok mutluyum burada da asosyalliğime devam edeceğim sanırım. (Şaka şaka.)
Görüşmek üzere!